Neoliberal Çıplaklığın Anatomisi
Naked Attraction reality TV şov, "bedeni normalleştirme" ve "utançtan özgürleştirme" vaatleriyle kamusal alana çıkarken, temel bir paradoks yaratır: Neoliberal Anglo-Sakson medya coğrafyasında üretilen ve ekonomik çıkarlarla yönetilen bir format, bu vaatleri ne ölçüde içtenlikle taşıyabilir? Görünürdeki 'ilerici' retorik ile bedenleri salt birer gösteri metasına dönüştüren üretim mantığı arasındaki yapısal çelişki, programı ahlaki bir tartışmanın ötesine taşır. Söz konusu fenomen, Foucault, yapısöküm, sosyal inşa ve Marksist eleştiri hatlarının kesişiminde incelenerek şu soruya yanıt aranır: Neoliberal çıplaklık ve onun üretebileceği sermaye, kapitalizmin yeniden üretimine hangi yollarla katkıda bulunur?
İlk olarak, Michel Foucault'nun iktidar teknolojileri analizi, Jacques Derrida'nın yapısökümü ve Byung-Chul Han'ın psikopolitika teşhisini bir araya getiren eleştirel bir perspektifi takip edeceğiz. Bu yaklaşım, çağdaş öznelliğin, bedensel deneyimin ve hakikat iddialarının nasıl çelişkili bir şekilde inşa edildiğine dair derin bir kuramsal pencere açmamızı sağlar.
Foucault'nun analizleri, modern çağda iktidarın baskıcı bir dışsal güç olmaktan çıkıp, yaşamın tüm alanlarını yöneten ve üreten verimli bir teknolojiye dönüştüğünü ortaya koyar. Bu paradigma kaymasının temelini, nüfusun genel sağlık ve doğurganlık gibi biyolojik süreçlerini hedef alan "biyopolitika" ile birey bedenlerini gözetim, sıralama ve sınıflandırma yoluyla itaatkâr kılan "disiplin" teknikleri oluşturur. Disiplin toplumunun sembolik mimarisi olan "panoptikon", sürekli izlenebilirlik hissinin bireyleri kendi üzerlerinde içsel bir öz-denetim mekanizması geliştirmeye zorladığı bir iktidar mühendisliğidir. Modern özne, bu sayede gözetimi dışsallıktan içselliğe taşıyarak kendi gardiyanı haline gelir.
Naked Attraction, bu disipliner mantığın güncel ve açık bir tezahürü olarak okunabilir. Program, bedenleri parçalara ayıran (alt gövde, üst gövde, yüz), aşamalı olarak teşhir eden ve nihayetinde hiyerarşik bir sıralamaya ve eleme sistemine tabi tutan bir normlandırma aygıtı işlevi görür. 'Aday bedenler', kamera aracılığıyla yakın plan incelemeye maruz bırakılır; sunucu ve 'seçici' tarafından klinik bir nesnellik üslubuyla değerlendirilir. Bu süreç, Foucaultcu anlamda bedenin aşırı görünür kılınarak bir bilgi nesnesine dönüştürülmesinin ve bu bilgi üzerinden normalleştirici bir iktidarın tesis edilmesinin teatral bir sahnelenişidir. Program, toplumsal cinsel normları bedenler üzerinde işleterek ve 'uygun' olanı ayıklayarak, bir iktidar teknolojisi olarak iş görür.
Foucaultcu iktidar analizine, Derrida'nın yapısöküm metodu, programın söylemsel iddialarını kuran ve aynı anda altını oyan içsel çelişkileri ortaya çıkarmak için elzemdir. Derrida'nın "metnin dışında hiçbir şey yoktur" önermesi ışığında, Naked Attraction beden ve arzu hakkında hakikat iddiasında bulunan karmaşık bir kültürel metin olarak okunmalıdır. Program, yarışmacıları 'doğal halleri'ni sergileyerek 'özgün' bir benlik ifşası ve dolayısıyla bir tür 'özgürleşme' yaşamaya davet eder. Ancak, iddia edilen doğallık, titizlikle kurgulanmış bir televizyon setinde, belirli estetik normlara (kaslı, tıraşlı, orantılı) göre önceden seçilmiş bedenlerin performatif bir temsilinden ibarettir. Buradaki temel ikilik (içsel özgünlük/dışsal nesneleştirme), Derridacı anlamda kendi kendini geçersiz kılar: Öznenin kendini en 'hakiki' haliyle ifşa ettiği ve 'özgürleştiği' iddia edilen an, aynı zamanda onun bir gösteri nesnesine indirgendiği, derecelendirildiği ve tüketime sunulduğu andır. Yapısöküm, programın 'şeffaflık' ve 'özgünlük' söylemini, bu söylemi hem mümkün kılan hem de baltalayan seçilim, performans ve normalleştirme mekanizmalarını deşifre ederek sorunsallaştırır.
Han, Foucault'nun analizini günümüz neoliberal koşullarında radikal bir şekilde güncelleyerek, disiplin toplumunun yerini "performans toplumu"nun aldığını ileri sürer. Buradaki esas paradigma kayması, iktidarın işleyiş biçimindedir. Artık iktidar bireyleri dışarıdan dayatılan ceza ve yasaklarla ("yapma!") disipline etmez; tam tersine, onları kendi arzuları, 'kendini gerçekleştirme' ve 'sürekli optimizasyon' projeleri ("yapabilirsin!", "göster kendini!") aracılığıyla, içerden yönetir. Bu yeni ve daha sinsi iktidar biçimi "psikopolitika"dır: İktidar, bedenlere değil, doğrudan psişeye nüfuz eder ve bireyleri 'kendi efendisi ve kölesi' haline getirir. Bu psikopolitikanın mekânı, Foucault'nun panoptikonunun dijital evrimi olan "dijital panoptikon"dur. Geleneksel panoptikon tecrit ve iletişimsizlik üzerinden çalışırken, dijital panoptikonun sakinleri hiper-iletişim halindedir ve kendilerini gönüllü olarak "panoptik bir pazar"da sergilerler.
Han'a göre, bu "teşhircilik toplumu" aynı zamanda pornografik bir toplumdur; her şey görünür, ifşa edilmiş ve derinlikten yoksun bir yüzeyselliğe indirgenmiştir. Her özne kendi reklam nesnesidir ve her şey "sergi değeri" ile ölçülür. Bu hiper-iletişim, sürekli teşhir ve performans zorunluluğu, 'enformasyon özgürlüğü' maskesi altında işleyen "şeffaflık diktatörlüğü" yaratır. Teşhir etmenin aşırılığı her şeyi 'tüm sırlarından arınmış olarak derhal tüketilmeye açık' bir meta haline getirir. Şeffaflık ekonomisi, sapmayı bastırır ve total iletişim yoluyla, herkesin herkesi gözetlediği düzleştirici, mutlak bir uyum yaratır. Nihayetinde, bireyin kendi istenciyle gerçekleştirdiği "kendini-sömürü" (otosömürü), bu rejimin en ayırt edici özelliğidir: "Sömüren aynı zamanda sömürülendir de. Fail ve kurban burada birdir." Ancak, bu totaliter rejimin sakinleri kendini özgür zanneder.
Naked Attraction, bu psikopolitik mantığın kristalize olmuş halidir. Yarışmacılar, hiçbir dışsal zorlama olmaksızın, bedenlerini kamusal değerlendirmeye açma özgürlüğünü kullanarak otosömürü mekanizmasını bizzat devreye sokarlar. Programın formatı, bu gönüllü ifşayı bir 'özgüven', 'dürüstlük', 'cesaret' performansına dönüştürür. İzleyici, yargılayan bir gardiyan değil, bu performatif samimiyetin pasif tüketicisi konumundadır. Beden, bir 'ikamet alanı' olmaktan çıkarak, Han’ın deyişiyle "ilgi sermayesini artırmaya yarayan bir reklam" panosuna dönüşür. Kademeli teşhir, sergi değerinin parça parça açığa çıkarılmasıdır. 'Aday bedenler' hakkındaki yorum ve değerlendirmeler, bu sergi değerinin piyasa diline tercümesidir. Program, Han’ın "Şeyler karanlığın içinde değil aşırı ışık altında ortadan kaybolmaktadır" saptamasını somutlar: Her şeyi aşırı bir ışıkla görünür kılarak, bedeni bir öznellik ve anlam alanı olmaktan çıkarır, onu estetik verilerden oluşan düz bir envantere indirger. Dolayısıyla, Naked Attraction’da mahremiyetin kaybı basit bir ahlaki çöküş değil, neoliberal psikopolitikanın en uç noktada kurumsallaştığı bir yönetim ritüelidir. Programın 'normalleştirme' iddiası, aslında bu pornografik teşhir ve total metalaştırma rejiminin kendisini yeni norm olarak dayatma çabasından başka bir şey değildir.
İkinci olarak, sosyal inşacı eleştiri, Naked Attraction'ın bedenleri sembolik bir meta ve rekabetçi sermaye formuna nasıl dönüştürdüğünü ve bu sürecin sınıfsal, cinsiyetçi ve ırksal hiyerarşileri nasıl yeniden ürettiğini göstermekte kritik bir rol oynar. Sosyal inşacılık, toplumsal gerçekliğin, kimliklerin ve hatta bedenin kendisinin, dil, temsil, semboller ve gündelik pratikler yoluyla sürekli olarak inşa edildiği, müzakere edildiği ve doğallaştırıldığı epistemolojik temele dayanır. Bu perspektiften bakıldığında, programdaki çıplak bedenler belirli sosyal kurallar, ekonomik koşullar ve iktidar ilişkileri tarafından şekillendirilmiş, kodlanmış bir anlam ve değerler ağı olarak karşımıza çıkar. Buradaki temel sorgulama, hangi bedenlerin hangi mekanizmalarla 'kabul edilebilir', 'çekici' veya 'değerli' kılındığı ve bu süreçte kimin sembolik gücünün pekiştirildiğidir.
Pierre Bourdieu'nun teorisi, bu soruyu cevaplamak için güçlü bir analitik zemin sunar. Bourdieu'ya göre toplumsal hayat, bireylerin çeşitli sermaye türleri (ekonomik, kültürel, sosyal ve sembolik) için mücadele ettiği tarihsel olarak oluşmuş yapısal alanlardan oluşur. Bu mücadeleyi yönlendiren, bireyin içinde sosyalleştiği sınıfsal koşullar tarafından şekillendirilmiş, algı, düşünce ve eylem kalıplarının derinlemesine içselleştirilmiş sistemi olan "habitus"tur. Habitus, adeta "toplumsalın bedende yazılı hali" gibi işler; bedensel duruş, konuşma tarzı, estetik beğeniler ve mahremiyet anlayışımız, içselleştirdiğimiz sınıfsal koşulların somut yansımalarıdır.
Bu bağlamda, bedenin kendisi bir "bedensel sermaye" biçimidir. Bu sermaye, fiziksel görünüm, sağlık, güç, zarafet ve cinsel çekicilik olarak tezahür eder ve diğer sermaye türlerine dönüştürülebilir (örneğin, belirli bir bedensel sermaye, daha yüksek sosyal statü veya ekonomik fırsatlar getirebilir). Naked Attraction, bu bedensel sermayenin en ham haliyle açık arttırmaya çıkarıldığı bir piyasa sahnesidir. Programın görünürdeki "her beden kabul edilir" retoriği, bu alandaki derin yapısal eşitsizlikleri gizleyen ideolojik bir perdedir. Zira programa katılımın örtük önkoşulu (kusursuz epilasyon, belirgin kas definisyonu, pürüzsüz bir cilt) yüksek düzeyde ekonomik sermaye (estetik hizmetlere, spor salonu üyeliklerine, özel beslenmeye erişim) ve kültürel sermaye (beden disiplini bilgisine, sağlıklı yaşam rutinlerine hakimiyet) gerektirir. Dolayısıyla, orta ve üst sınıfın estetik ve sağlıklı yaşam habitusuna sahip olmayan, bu dönüştürücü sermayeye yatırım yapamamış bedenler, seçim sürecinde zaten örtülü olarak elenmiştir. Program, görünürde çeşitliliği kutlarken, aslında sınıfsal habitus farklılıklarını kamufle eder ve bedensel sermayenin eşitsiz dağılımını pekiştirir.
Bu süreç, Bourdieu'nün "simgesel şiddet" kavramıyla daha da netleşir. Simgesel şiddet, iktidar ilişkilerinin, kurbanların rızasını alacak şekilde, doğal ve meşru görünen sembolik sistemler (dil, kültür, medya) aracılığıyla uygulanmasıdır. Naked Attraction'da yarışmacılar, bedenlerini piyasa değerlendirmesine 'gönüllü' olarak sunarlar. Bu, Bourdieu'nün "zorunlu olanın seçimi" olarak adlandırdığı durumun paradigmatik bir örneğidir. Bireyler, yapısal sınırlamaları (estetik-kapitalist normlar) kişisel özerkliklerinin ve özgür tercihlerinin ("Ben kendimi böyle ifade etmek istiyorum") bir ifadesi olarak deneyimlemeye yönlendirilir. Programın sunduğu 'özgürlük', böylece, var olan sermaye hiyerarşilerine tabi olma özgürlüğünden ibarettir.
Bourdieu'nun teorik mirasını cinsellik ve romantik ilişkiler alanına taşıyan Dana Kaplan ve Eva Illouz, modern kapitalizmin "duygusal kapitalizm" olarak işlediğini savunur. Onlara göre, duygular, arzular ve cinsellik artık salt kişisel veya mahrem alanlar değil, piyasa mantığı, rekabetçi değerlendirmeler ve stratejik yatırımlarla şekillenen alanlardır. Bu dönüşümün en önemli sonucu, "cinsel sermaye" kavramının ortaya çıkışıdır. Cinsel sermaye, bireyin cinsel çekiciliği, flört becerileri, romantik kimliği ve bu özelliklerin sosyal ve ekonomik avantajlara dönüştürülebilme kapasitesini ifade eder. Tıpkı diğer sermaye türleri gibi, bu da eşitsiz dağılmıştır ve sosyal sınıf, cinsiyet ve ırk gibi yapısal faktörlerden derinden etkilenir. Kaplan ve Illouz ayrıca cinsel sermayenin, sınıf hiyerarşilerinin yeniden üretiminde aktif bir araç haline geldiğini savunur.
Naked Attraction, bu "cinsel sermaye borsası"nın en şeffaf ve acımasız işleyişini sergiler. Program, romantik çekimi karmaşık duygusal ve sosyal süreçler yerine, anlık, görsel ve parçalara ayrılmış bir değerlendirmeye indirger. Yarışmacılar, sahip oldukları cinsel sermayeyi doğrudan piyasaya sürerler. Seçme ve eleme mekanizması, bu sermayenin göreli değerini belirleyen bir fiyatlandırma sürecidir. Kaplan ve Illouz'un işaret ettiği gibi, bu durum insan ilişkilerini metalaştırır; kişiler, sahip oldukları özelliklerin bir envanteri olarak algılanır. Programın formatı, flörtü bir 'duygusal emek' ve 'ilişki yönetimi' sürecinden çıkarıp, salt bir "cinsel sermaye değerlemesi" rutinine dönüştürür. Bu da Bourdieu'nün habitus kavramını tamamlar: Orta sınıfın duygusal ve romantik habitusu, stratejik öz-değerlendirme ve kişisel markalaşmayı içerir; Naked Attraction ise bu habitusun en uç, en çıplak halini normalleştirir. 'Cinsel çeşitlilik' ve 'güçlenme' retoriği, bu analize göre, yapısal eşitsizlikleri ve sermaye çıkarlarını maskelemeye yarayan ideolojik bir araçtır.
Martha Nussbaum'ın formüle ettiği "nesneleştirme teorisi", Naked Attraction’ın işleyiş mantığını mikro düzeyde çözümleyerek, sosyal inşacı çerçevenin kurduğu yapısal zemini bireysel ve psikolojik deneyim alanına taşır. Nussbaum, bir kişinin bedenine veya beden parçalarına indirgenerek, bütüncül insani özelliklerinden (düşünce, duygu, özerklik) soyutlanması ve başkalarının kullanımına/tüketimine açık bir nesne statüsüne getirilmesi sürecini yedi ana karakteristikle tanımlar: araçsallık, özerklik inkârı, edilginlik, değiştirilebilirlik, ihlal edilebilirlik, mülkiyet ve öznelik inkârı. Naked Attraction’ın formatı bu karakteristiklerin neredeyse tamamını sistematik bir şekilde harekete geçirerek, programın yapısal DNA’sını oluşturur.
- Araçsallık: Beden, bir 'eş' edinme amacına yönelik işlevsel bir araç olarak kurgulanır.
- Özerklik inkârı & edilginlik: Yarışmacıların, bedenlerinin teşhirine dair kontrolü formatın katı kurallarına ve sunucunun yönlendirmesine tabidir.
- Değiştirilebilirlik: Standartlaştırılmış kabinlerde sıralanmaları, onları birbirinin yerine geçebilen örnekler haline getirir.
- Öznelik inkârı: Program, yalnızca dışsal, görsel bedene odaklanır; içsel duygu ve düşünceler anlamsızlaştırılır.
Barbara Fredrickson ve Tomi-Ann Roberts'in geliştirdiği "öz-nesneleştirme" kavramı ise, bu dışsal nesneleştirme sürecinin, öznenin kendi psişik yapısı tarafından içselleştirilerek benlik deneyiminin kalıcı bir parçası haline gelmesi sürecini açıklar. Bu psikolojik operasyon, kişinin sürekli olarak kendi bedenine üçüncü bir şahıs gözüyle, potansiyel bir dış gözlemcinin bakışıyla bakmaya başlaması, böylece bedenini birincil olarak bir görünüm nesnesi olarak görmesi ve değerlendirmesi anlamına gelir. Naked Attraction, bu içsel psikolojik süreci kamusallaştıran ve kurumsallaştıran bir aygıt olarak işler. Yarışmacı, zaten programın yapısal olarak nesneleştiriciformatını kabul ederek orada bulunur; ancak daha radikal olanı, o anda kendi bedenini, seçici yarışmacının ve milyonlarca izleyicinin yargılayıcı bakışıyla tam olarak aynı hizaya getirerek gözlemlemesidir. Burada Bourdieu'nün "simgesel şiddet" kavramının mükemmel bir tezahürüyle karşılaşırız: Toplumsal bakışın ve piyasa değerlendirmesinin normları, birey tarafından o kadar derinden içselleştirilmiştir (habitus) ki, bu yapısal şiddet, kişinin kendi özgür iradesinin ve otantik rızasının bir ürünüymüş gibi deneyimlenir. Yarışmacı, bedenini optimize edilmiş, değerlendirilmeye hazır bir nesne olarak sunma edimini, 'kişisel bir tercih' ve 'kendini ifade biçimi' olarak kodlar. Bourdieu'nün "zorunlu olanın seçimi" olarak adlandırdığı bu durumda, piyasanın dayattığı estetik rekabet rejimi, kişisel özerklik ve özgürleşme kisvesi altında yeniden üretilir. Dolayısıyla öz-nesneleştirme, bu bağlamda, yalnızca bir psikolojik patoloji değil, aynı zamanda kişinin sahip olduğu veya olmak istediği "cinsel sermaye"yi artırmaya yönelik gönüllü ve stratejik bir öz-yatırım pratiğine dönüşür.
Jessica Cwynar-Horta'nın Instagram üzerindeki "Beden Olumlama Hareketi"ne dair yaptığı eleştirel analiz, sosyal inşacı ve nesneleştirme teorilerinin bireysel planda ortaya koyduğu mekanizmaların, kolektif bir kültürel direniş hareketi içinde nasıl işlediğini ve dönüştüğünü göstererek, Naked Attraction gibi popüler temsillerdeki 'normalleştirme' ve 'özgürleştirme' söylemlerinin dönüşümüne dair kritik bir kuramsal anahtar sunar. Cwynar-Horta'nın çalışması, bu hareketin başlangıçta geleneksel, dar güzellik normlarına karşı otantik bir direniş ve bedeni yeniden öznelleştirme alanı olarak ortaya çıktığını, ancak popülerlik ve görünürlük kazandıkça, kapitalist platform ekonomisinin mantığı tarafından sistematik olarak mülkleştirildiğini belgeler. Bu diyalektik içerilme sürecinde, şirketler hareketin dilini, retoriğini ve görünürlüğünü, 'gerçekçi' ve 'çeşitliliği kucaklayan' bedenleri pazarlamanın etkili bir stratejisine dönüştürmüş; hareketin bazı savunucuları ise zamanla, "baskın kapitalist ideolojileri yeniden üreterek, kendi bedenlerini nesneleştir[meye] ve güzellik modifikasyon uygulamalarını kabul et[meye]" başlamıştır. İşte bu noktada, Bourdieu’nün birey düzeyinde tarif ettiği "zorunlu olanın seçimi", Cwynar-Horta’nın analizinde toplumsal bir hareketin bütünüyle ticarileştirilmesi, nötralize edilmesi ve sistem tarafından içerilmesi olgusu olarak karşımıza çıkar.
Buradan yola çıkarak sorulması gereken soru şudur: Görünürdeki kapsayıcı ve özgürleştirici retorik, derin yapısal eşitsizlikleri ve neoliberal piyasa mantığını pekiştiren bir meşrulaştırma aracına nasıl dönüşür? Bu dönüşüm hangi iktidar ve ekonomi-politik mekanizmaları aracılığıyla işler? Bu sorgulama, bizi doğrudan, Naked Attraction fenomeninin arkasındaki nihai ekonomik mantığın Marksist eleştirel araçlarla deşifre edileceği bir analiz düzlemine taşır.
Marksist eleştiri, Naked Attraction fenomenini, yukarıdaki çözümlemelerin ortaya koyduğu iktidar ve nesneleştirme mekanizmalarını, onları üreten ve yönlendiren nihai ekonomik mantığa bağlayarak radikal bir şekilde tamamlar. David Harvey'in vurguladığı gibi, "kapital dolaşımı ve birikimine ilişkin konumsallık" temelinde genişletilmiş bir sınıf anlayışı, bedenin kapitalist üretim ilişkileri tarafından nasıl tarihsel ve coğrafi olarak biçimlendirilen "tamamlanmamış bir proje" olduğunu gösterir. Bu perspektiften bakıldığında, Naked Attraction yalnızca bir televizyon gösterisi veya kültürel temsil değil, sermayenin, insanın en mahrem duygusal, cinsel ve sinirsel enerjilerini bile "değişken sermaye" dolaşımına dahil etme ve metalaştırma kapasitesinin somut bir tezahürüdür.
Franco "Bifo" Berardi'nin "semiyo-kapitalizm" teşhisi, bu sürecin günümüzdeki özgül biçimini kavramak için kritik bir çerçeve sunar. Bifo'ya göre, kapitalizm finansal ve dijital bir dönüşümle birlikte, artık yalnızca maddi malları değil, dili, dikkati, duyguyu ve sosyal ilişkileri üreten "genel zekâ"yı hedef alan bir aşamaya evrilmiştir. Bu Yann Moulier Boutang'in "bilişsel kapitalizm"i veya "semiyo-kapitalizm"de sömürü, fiziksel emekten zihinsel ve duygulanımsal emeğe, "arzuya yapılan yatırım"a kaymıştır. Naked Attraction, bu teorinin neredeyse kusursuz bir laboratuvarıdır. Program, yarışmacıların ve izleyicilerin duygusal ve sinirsel enerjilerini (heyecan, arzu, gerilim, güvensizlik, mahcubiyet) doğrudan bir izlenirlik ve kâr girdisine dönüştüren semiyo-kapitalist bir performanstır. Adeta Han'ın "dijital panoptikon"unda cisimleşen Bifo'nun "dikkat ekonomisi" analizi, Naked Attraction’ın formatında somut bir karşılık bulur. Program, bedenlerin parçalara ayrılarak teşhiri, yarışmacıların performansları ve sunucunun yönlendirmesiyle, izleyicinin dikkatini sürekli uyarılmış ve yatırımda tutulmuş bir halde tutmak üzere tasarlanmıştır. Bu, basit bir eğlence değil, "duygunun pazara sunulması"nın ve "sinirsel enerjilerin hiper-uyarım yoluyla tüketilmesi"nin kurumsallaşmış halidir. Programın formatı, Bifo'nun tarif ettiği "anlam felci"ne hizmet eder; bedenler aşırı bir ışık altında, en mahrem detaylarına kadar gösterilirken, bu teşhir onları birer öznellik ve yaşanmışlık alanı olmaktan çıkarır, anlamdan ve derinlikten yoksun, düz bir enformasyon akışına dönüştürür.
Bifo'nun analizi, Zygmunt Bauman'ın "akışkan modernite" kavramıyla verimli bir diyaloga girer. Bauman’a göre, tüketim toplumunda ilişkiler, uzun vadeli bağlanmalardan kaçınan, anlık tatmin ve deneyim tüketimine odaklanan 'akışkan' bağlara dönüşmüştür. Samimiyet ve cinsellik de bu akışkanlığın içinde metalaşır; insanlar, tüketilebilir ve değiştirilebilir ilişki nesneleri olarak algılanır. Naked Attraction, bu akışkan mantığın radikal bir dramatizasyonudur. Program, romantik veya cinsel çekimi, karmaşık duygusal süreçlerden arındırarak, anlık, görsel ve tamamen yüzeysel bir seçim eylemine indirger. Bauman'ın "atık insan" metaforu burada kendini gösterir. Seçilmeyen bedenler, bir ilişki pazarında değerini yitirmiş metalar gibi fiziksel olarak aşağıya indirilerek (platformdan aşağı inerek) sembolik olarak 'atıl' hale getirilir. Bu süreç, Bifo'nun işaret ettiği duygusal prekarite ve sosyal bağların çözülüşü ile tamamen uyumludur. Program, güvensizliği ve geçiciliği norm haline getirir; yarışmacılar, Bauman'ın deyimiyle "bağlanma korkusu"nu aşmak için değil, tam da bu korkunun ürettiği tüketimci mantığı onaylamak için oradadır.
David Harvey, bu kültürel ve duygusal metalaşma süreçlerini, Marx'ın değişken sermaye dolaşımı analizine geri bağlayarak, Naked Attraction’ın ardındaki ekonomik determinizmi netleştirir. Harvey'in önerdiği gibi, "bedeni kapital dolaşımı ve birikimiyle ilişkili bir konumsallık" olarak düşünmek, programın sınıfsal boyutunu görünür kılar. Programdaki "üretken beden", artık fiziksel emek gücü değil, cinsel çekicilik, duygusal açılma kapasitesi ve dikkat çekme yeteneği gibi niteliklerden oluşan bir "cinsel/duygusal emek gücü"dür. Harvey, Marx’ın değişken sermaye tanımını hatırlatarak, sermayenin emek gücünden artı değer sızdırmak için "hayvani ruhları, cinsel dürtüleri, duygulanımsal hisleri ve emeğin yaratıcı güçlerini belirli bir amaç için seferber ettiğini" vurgular. Naked Attraction’da bu seferberlik, yarışmacıların mahremiyetlerini ve bedensel bütünlüklerini, bir televizyon gösterisi formatının disipliner kuralları ve piyasa değerlendirmesi lehine gönüllü olarak feda etmeleriyle gerçekleşir. Bu, emek gücünün metalaşmasının yeni ve özelleşmiş bir biçimidir: "cinsel/duygusal emek gücü"nün, bir eğlence ürünü üretmek ve bir televizyon kanalı ile dijital platformlar için dikkat (izlenme) biriktirmek üzere "üretken tüketimi".
Bu bağlamda, programın "bedeni normalleştirme" ve "utançtan özgürleştirme" retoriği, Harvey’in "rasyonel tüketim" dediği şeyin ideolojik zeminini hazırlar. Kapitalist birikim, yalnızca üretimi değil, tüketimi de, yani "insan arzularının örgütlenmesini, seferber edilmesini ve kanalize edilmesini" gerektirir. Naked Attraction, bedenin ve mahremiyetin tüketim nesneleri olarak normalleştirilmesi yoluyla, izleyici kitlesinde bu yönde yeni ihtiyaçlar ve arzular yaratır. Kaplan ve Illouz’un işaret ettiği "cinsel sermaye borsası", burada tam anlamıyla görünür hale gelir. Çağdaş cinsellik biçimlerinin temel sorunu, cinselliğin, insanları özgürleştirmek yerine, kapitalizm tarafından fethedilmiş bir başka alan haline gelmiş olmasıdır. Naked Attraction, cinselliğin metalaşmasının Ken Plummer’ın tarif ettiği iç içe geçmiş beş piyasasından ('bedensel vücutlar', 'cinsel temsiller', 'cinselleştirilmiş teknolojiler', 'cinselleştirilmiş nesneler', 'ilişki piyasaları') birden beslenir. Bu, basit bir kültürel temsil değil, doğrudan bir ekonomik altyapı meselesidir; program, içerik üreten şirketler, yayıncılar, dijital platformlar (tekrar izlemeler, klipler) ve hatta yarışmacıların kendi kişisel markalaşma çabaları için bir değer üretim zincirinin parçasıdır.
Neoliberal çıplaklığın çekişmeli zemininde Naked Attraction, Foucault, yapısöküm, sosyal inşa ve Marksist analizin kesişiminde parçalanır. Bu analitik yakınsama, programın görünürdeki ilerici ve kapsayıcı söylemlerinin altında işleyen daha karmaşık ve totaliter bir iktidar rejimini teşhir eder. Burada kritik soru şudur: Neoliberal çıplaklık ve onun üretebileceği cinsel ve duygusal sermaye, kapitalizmin yeniden üretimine hangi yollarla katkıda bulunur? Yanıt, bedenin, mahremiyetin ve arzunun, çağdaş semiyo-kapitalizmin yeni bir birikim alanına nasıl dönüştürüldüğünde yatar.
Naked Attraction, ilk bakışta Foucault’cu bir "disiplin toplumu"nun tipik aygıtı gibi görünür: bedenler klinik bir bakışla parçalara ayrılır, sınıflandırılır ve hiyerarşik bir düzene tabi kılınır. Sosyal inşacı eleştiri, bu "psikopolitik" sürecin toplumsal yapılar ve eşitsizliklerle nasıl iç içe geçtiğini ortaya koyar. Nihai ve belirleyici katman, Marksist eleştiri tarafından açığa çıkarılır. Naked Attraction, yalnızca bireyleri nesneleştiren bir gösteri değil, Bifo’nun"semiyo-kapitalizm" olarak adlandırdığı, dilin, duygunun ve dikkatin doğrudan sömürüldüğü çağdaş birikim rejiminin tipik bir ürünüdür. Program, duygusal ve sinirsel enerjileri (heyecan, gerilim, arzu, reddedilme korkusu) ham madde olarak kullanan bir fabrikadır. Burada sömürülen, fiziksel emek değil, "genel zekâ" ve onun ürettiği duygulanımlardır. Bifo'nun işaret ettiği "dikkat ekonomisi"nin mükemmel bir örneğidir; her bir bedenin kademeli teşhiri ve seçim anının gerilimi, izleyicinin dikkatini yakalayıp sömürgeleştirerek izlenme oranlarına ve reklam gelirlerine dönüşür. Harvey’in, bedeni "kapital dolaşımı ve birikimiyle ilişkili bir konumsallık" olarak okuma önerisi bu noktada hayati önem taşır. Programdaki bedenler, sadece cinsel sermaye taşıyıcıları değil, aynı zamanda "değişken sermaye"nin yeni bir biçiminin taşıyıcılarıdır: duygusal ve cinsel emek gücü. Bu emek gücü, bir eğlence metası (programın kendisi) üretmek ve dijital platformlar ile reklamcılık için dikkat biriktirmek amacıyla seferber edilir. Bauman’ın "akışkan modernite"sindeki ilişkilerin kırılganlığı ve tüketim nesnesine dönüşmesi, bu ekonomik altyapının kültürel üst yapıdaki yansımasıdır.
Dolayısıyla, neoliberal çıplaklığın kapitalist yeniden üretime katkısı, üçlü bir mekanizma üzerinden işler:
- Psikopolitik içselleştirme: Disiplini, bireyin özgür iradesi ve özgürleşme arzusunun bir parçası haline getirerek daha az görünür, daha kalıcı bir kontrol sağlamak.
- Sembolik meta dolaşımı: Bedenleri ve kimlikleri, eşitsiz dağılmış sermaye türleri (ekonomik, kültürel, cinsel) üzerinden kodlayarak ve piyasalaştırarak toplumsal hiyerarşileri yeniden üretmek.
- Semiyo-kapitalist değer sızdırma: Duygulanımları, dikkati ve mahremiyetin teşhirinden kaynaklanan şoku, doğrudan ekonomik değere (izlenme, reklam, içerik) dönüştürmek.
Naked Attraction, bu nedenle, basit bir ahlaki tartışmanın ötesinde, çağdaş kapitalizmin beden politikalarının bir konsantresidir. Programın vaat ettiği 'kurtuluş', iktidar ilişkilerinden bir kaçış değil, onların insanın en mahrem dokularına –arzularına, kırılganlıklarına, 'olduğu gibi görünme' arzularına– nüfuz etmiş yeni ve daha incelikli bir biçimine tam teslimiyettir. 'Normalleşme', bu yeni sömürü ve kontrol rejiminin kendisini norm haline getirme çabasından ibarettir. Foucault’nun da ısrarla vurguladığı gibi, bu türden sosyal gerçeklikler –ne kadar inşa edilmiş olursa olsun– son derece güçlü ve maddi sonuçları olan gerçekliklerdir. Naked Attraction da,bireyleri hem özne hem nesne kılan, direnci gönüllü rızaya dönüştüren ve nihayetinde her şeyi –en mahrem olanı bile– sermaye birikiminin hizmetine sunan bu totaliter gerçekliğin şenlikli bir kutlamasıdır.
Kaynakça
- Bauman, Z. (2003/2020). Iskarta Hayatlar: Modernite ve Safraları (Çev. Osman Yener). Tellekt.
- Berardi, F. (2009). Precarious Rhapsody: Semiocapitalism and the Pathologies of the Post-alpha Generation. Minor Compositions.
- Berardi, F. (2009). The Soul at Work: From Alienation to Autonomy. Semiotext(e).
- Bourdieu, P. (1979/2015). Ayrım: Beğeni Yargısının Toplumsal Eleştirisi (Çev. Derya Fırat Şannan & Ayşe Günce Berkkurt). Heretik.
- Cwynar-Horta, J. (2016). The commodification of the body positive movement on Instagram. *Stream: Culture/Politics/Technology, 8*(2), 36–56.
- Derrida, J. (1967/1997). Of Grammatology (G. C. Spivak, Trans.). Johns Hopkins University Press.
- Foucault, M. (1976/2007). Cinselliğin Tarihi (Çev. Hülya Uğur Tanrıöver). Ayrıntı Yayınları.
- Foucault, M. (1975/2019). Hapishanenin Doğuşu (Çev. Mehmet Ali Kılıçbay). İmge Kitabevi.
- Fredrickson, B. L., & Roberts, T.-A. (1997). Objectification theory: Toward understanding women's lived experiences and mental health risks. Psychology of Women Quarterly, 21(2), 173–206.
- Han, B.-C. (2012/2017). Şeffaflık Toplumu (Çev. Haluk Barışcan). Metis Yayınları.
- Han, B.-C. (2014/2019). Psikopolitika: Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri (Çev. Haluk Barışcan). Metis Yayınları.
- Harvey, D. (1998). The body as an accumulation strategy. Environment and Planning D: Society and Space, 16, 401-421.
- Harvey, D. (1990/1997). Postmodernliğin Durumu (Çev. Sungur Savran). Metis Yayınları.
- Kaplan, D. & Illouz, E. (2022). What Is Sexual Capital. Polity Press.
- Moulier Boutang, Y. (2011). Cognitive Capitalism (E. Emery, Trans.). Polity Press.
- Nussbaum, M. C. (1995). Objectification. Philosophy & Public Affairs, 24(4), 249–291.