Osmanlı’nın Manevi Rehberleri

Osmanlı’nın Manevi Rehberleri
Photo by Enes Doğan / Unsplash

Şeyh Edebali’den Osman Bey’e:

“Ey oğul, artık beysin. Bundan sonra öfke bize, uysallık sana; güceniklik bize, gönül almak sana; suçlamak bize, katlanmak sana; acizlik bize, hoş görmek sana; anlaşmazlıklar bize, adalet sana; haksızlık bize, bağışlamak sana. Kötü söz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlamak sana. Bölmek bize, bütünlemek sana. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek sana düşer.”

“Ey oğul, sabretmesini bil. Vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma; insanı yaşat ki devlet yaşasın.”

“Ey oğul, bu dünyada öyle insanlar vardır ki sabah şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelâmlısın ancak bunları nerede nasıl kullanacağını bilmezsen rüzgârda savrulur gidersin. Öfken ve nefsin bir olup aklını yener. Daima sabırlı ve iradeli ol, dünya senin gözlerinin gördüğü gibi değildir. Bütün bilinmeyenler, fethedilmeyenler, görünmeyenler ancak sen faziletli ve ahlâklı olursan gün ışığına çıkacaktır.”

“Ey oğul, ananı, atanı say. Bereket büyüklerle beraberdir. İnancını kaybedersen yeşilken çöle dönersin. Açık sözlü ol, her sözü üstüne alma. Gördüğünü görme, bildiğini bilme. Sevildiğin yere sık gidip gelme. Kalkar itibarın, muhabbet olmaz. Cahile dost olma, ilim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez, üzülürsün. Arsızla dost olma, usul bilmez, adap bilmez, sınır bilmez, üzülürsün. Açgözlü ile dost olma, ikram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez, üzülürsün. Görgüsüzle dost olma, yol bilmez, yordam bilmez, kural bilmez, üzülürsün. Kibirli ile dost olma, hal bilmez, ahval bilmez, gönül bilmez, üzülürsün. Ukalâ ile dost olma, çok konuşur, boş konuşur, kem konuşur, üzülürsün. Namertle dost olma, mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez, üzülürsün.”

“Ey oğul, üç kişiye acı; cahil arasındaki âlime, zenginden fakir düşene, hatırlıyken itibarını kaybedene. Ey oğul, unutma ki yüksekte yer tutanlar aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklıysan mücadeleden korkma, yalnızlık korkanadır. Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine korkusuz, deli derler. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da yeter ki toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi, davana esas olmalıdır. Sevmekse sessizliktedir. Bağırarak sevilmez, görünerek de sevilmez. Geçmişini bilmeyen geleceğini de bilemez. Geçmişini iyi bil ki geleceğe sağlam bakasın. Nereden geldiğini unutma ki nereye gideceğini unutmayasın.”

“Ey oğul, en büyük zafer nefsini yenmektir. Düşman insanın kendisidir. Dost ise nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin oğulları ve kardeşleri ile bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce yerine kim geçerse ülke idaresi onun olur. Kişinin gücü tükenir ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür semeri kalır, insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı; bırakanın ise bıraktığı yerden devam etmelidir. Savaşı sevmem, kan akıtmaktan hoşlanmam. Lakin yine de bilirim ki kılıç kalkıp inmelidir. Ancak bu kalkış iniş yaşatmak için olmalıdır.”

Akşemseddin’den Fatih Sultan Mehmed’e:

“Bir dünyevi rahat ve cismani lezzete, bir de uhrevi rahat ve ruhani lezzete dayanan iki tür yaşam vardır. Birincisi ikinciye göre değersiz ve geçicidir. Öyleyse ona iltifat etme. Esasen Allah’ın sevdiği kullarına rahat değil, cefa lâyıktır. Sen de onlardansın. Nasibinden elem değil, zevk duy. Sen herhangi bir insan gibi değilsin, memleketin durumu senin durumuna bağlıdır. Bedende görülen her şey ruhun eseri olduğu gibi ülkende meydana gelen şeyler de senin eserin olacaktır. Bedende ruh neyse, memlekette sultan aynı şeydir.”

Ebusuud Efendi’den Kanuni Sultan Süleyman’a:

“Bütün afetlerin başı doyuncaya kadar yemektir, az ye. Allah’tan kork. Kendinde bulunduğunda saklı kalmasını istediğin bir şeyi başkasında görürsen açığa çıkarma. Çalışıp tevekkül et, bu bir yere çekilip ibadet etmekten daha hayırlıdır. Seni Hakka yaklaştıran şey ihtiyacını ondan istemendir; halka sevdiren şey ise onlardan bir şey istememendir. İhtirasa kapılma. Sabırlı ol. Kötü ahlâk sahipleri ile görüşme, salihlerle birlikte bulun. Küskünleri barıştır. İmân ve ilmi birbirinden ayırma. Öfke ve hırstan arın. Mü’minlerin kalbini hoş tut. Kalpler birbirine tesir eder; bu yüzden ahmak ile arkadaşlık etme. Âlim cahili kolay tanır çünkü eskiden o da cahildi; ama cahil âlimi tanımaz çünkü o âlim değildi. Kibirlenme. Affettiğinde pişman olma, cezalandırıldığında sevinme.”

Yıldırım, K. E. (2019). Osmanlı’nın Gizli Stratejik Mimarları. Nobel Akademik Yayıncılık.