Savrulduk ama Eğilmedik

Savrulduk ama Eğilmedik
Photo by Federico Beccari / Unsplash

Atalarımız, çatısı gök kubbe olan bir özgürlükte hayat buldular. O, mabedimiz, ömürler süren göç hikayelerimizin değişmez yoldaşı oldu. Krallıklar çürük çitler misali kurulup yıkılırken, yerle göğü bağlayan o kadim ilişkiyi taşımaya devam ettiler. Vahşi atları dizginleyen elleriyle sıvadılar yaralarını. Bozkır mırıldandı, rüzgar yazdı törelerini.

Çerig geldi güneyden; uçsuz bucaksız bozkırın ruhunu kavrayamayan bir açgözlülüktü bu. Onlar fetih diye haykırdı, atalarımız bir toz bulutu diye karşıladı. Bilirlerdi, tüm kasırgalar diner, gök baki kalır. İşte böyle yürüdüler; sürgünler gibi değil, duvarlara sığmayacak bir hakikatin muhafızları olarak. Gök de yürüdü, peşleri sıra.

Derken, geldi çalık yüzlü bir bora. Özünden olmadığı halde andaş olduğunu iddia eden. Otağlarımızı parçaladılar, ırlarımızı bilinmez nağmelerle değiştirdiler. Ama onların duaları göğe erişmedi.

Ardından, adamlar çıkageldi, bir elinde kağıt bir elinde ceza. Aydınlanmadan, bilimden söz ettiler; ama onların aydınlığı bir pranga, bilimi bir masaldı. Asla idrak edemediler: Bizler, medeniyetleri eyer heybesinde gezdiren, sadece ipek ve baharatı değil, Irık Bitig'in gizemlerini de taşıyanlardık.

İzimizi yeryüzünden kazıyabileceklerini sandılar. Fakat gökyüzünün hafızası vardır. Biz, yürüyen halkız. Ve gök kubbe ebedi vatanımız.