Parg-a-uma
Dört kuşaklık rüyayım, Pelasgların diyarı Şeytan Kırı'na,
Poyrazın soluğu uzanır, Bakırçay'dan Kaz Dağları'na,
Tiyatrosu gibi sarp, çöker zaman taşlarına,
Serapis Tapınağı'ndan Zeus Sunağı'na.
Ve III. Attalos açtığında kapıları Roma lejyonlarına,
“Pergamon, şeytanın tahtı!” düşer, İncil satırlarına.
Taşlar uyanır rüyadan rüyaya, poyrazın uğultusuna,
Afrodit kanat açar iki bin yıllık aşka, mersin kokusuna,
Allianoi'nin suları taşır sırrın selini kumuna, ovasına,
Kleopatra'nın izi düşer Eskülap ılıcasının yansısına.
Kilimlere renk renk, ilmik ilmik işlenir azal dualar,
Bir Selçuk kemerinde tebessüm eder yitmiş sevdalar,
Uyanır toprağın ruhu, fışkırdıkça tulumbalar, şadırvanlar,
Her şey ‘O’dur, haykırır çınarlar, susar taşlar.
Zülbiyedir bu dünyaya baktığımız aynalar,
Serilmez ne çığırtmasız ne bostansız sofralar,
Yemiş dualar, muşmula vuslatlar, dut sabırlar,
Vişne ekşisinde yıkanır çocuklar, masallar.
Bu toprağın sırrıyla serpilir ve Kozak suyuyla başaklar,
Çam fıstığı vaktinde olgunlaşır, eserken poyrazlar.